Ne ekersen onu biçersin : Karma Yasası

Halk dilindeki adı ‘Ne ekersen, onu biçersin’

Karma yasasına en basit haliyle etki-tepki meselesi de diyebiliriz. Ama bu yasayı sadece bununla tanımlamak mümkün olmayacaktır. Atalarımız zamanında bu konuyu açıklayan birkaç kelam etmiş.

İşte bunlardan birkaçı;

‘iyilik yapan iyilik bulur’ ‘rüzgar eken fırtına biçer’ ‘keskin sirke küpüne zarar’  gibi çoğaltabiliriz.

Konunun derinlerine indiğimizde, gerçekten bu yasanın varlığını kabul etmekte hiç zorlanmadığımı hatırlıyorum. Çünkü aslında her gün sarfettiğimiz cümlelerde, davranışlarımızda, öfkemizi kontrol edemeğimiz her an, farkında bile olmadan karma borçlar yaratıyoruz kendimize.

Trafikte, ışıklarda solda beklerden sağ taraftan bir araba geliyor ve önümüze geçiyor, otobüs yolculuğunda bir bebek ağlıyor, sesine tahammül edemediğimizden ‘ay ne fena çocuk bir susmadı, böyle çocuğum olsa …’ diyoruz. Birine bir sebepten öfkeleniyoruz ve belalar okuyoruz. Çünkü canımızı acıttı, üzdü diye bu hakkı kendimizde buluyoruz. Anneannem ‘bela okumayın, döner dolaşır bizi bulur’ derdi hep. Ne kadar da haklıymış. Ve inan bulacaktır da. Benim hakkım yendi, ben bunu hak etmedim ki neden bana dönsün diyorsan, yanıldığını şimdiden üzülerek söylemeliyim.

Evrende boşluk yoktur. Bu sebeple de ağzımızdan çıkan her şeyin evrende yeri olduğunu ve geri döndüğünü unutmamak gerekiyor. Ben bunu öğrendiğimden beri kelimelerimi seçerek konuşuyorum.

 

Hani o trafikte önüne geçen kişi var ya, işte aynını o da yaşayacak, otobüste bebek sesine dayanamayan güzel arkadaşımızın da bir gün bebeği olacak ve o gün söylediği gibi yapamayacak, beddua ettiğimiz kişi biz beddua ettik diye değil HAK işini zaten bildiği için sana yaşattıklarını ödeyecek. Biz insanlar kendimizi bazen istemeden, bazen de bilinçli olarak çok fazla önemsiyoruz. ‘ ben ona beddua ettim bak tuttu’ diyoruz. Ne haddimize!

HAK tarafından tecelli etmiş olaylarda bile kendimize pay biçiyoruz.

Karma borcu nasıl oluşur?

Karma borcu; birine kötü bir şey yaptığımızda bunu düzeltene kadar aynı ya farklı şekilde kötülük bulacağımız felsefesidir. Dolayısıyla nasıl oluştuğu da gayet açık aslında. Her gün yapıyoruz ve sonra da iki yakamız bir türlü bir araya  gelmiyor. Bir kişiyi eleştiriyoruz, sonra başka gün bir bakıyoruz aynı pozisyona biz de düşmüşüz. Aldatıldı ya da aldattı iseniz de bunların da karşılığı var. Aldattıysanız, aldatılacaksanız o ya da bu şekilde. Aldatılmadıysanız da merak etmeyin, aldatan da aldatılacak. Aynı ya da farklı bir biçimde.

Peki nasıl temizleriz bu borcu, kapatabilir miyiz?

Bu yasa bize, hayatın bir seçimden ibaret olduğunu öğretir. Her nerede isen şu an, yaşadığın hayatın, içinde bulunduğun durumun tek mimarının sen olduğunu söyler. Eğer şuan memnuniyet hissediyorsan bu dün yaptıklarınla ilgili. Eğer son derece sevgi dolu hissediyorsan, yine dün birilerine bir şekilde vermiş olduğun sevgi ile ilgili.

Ve dününü temizleme fırsatın var, hala var.. Bu zamana kadar seçmiş oldukların ile bugün buradasın, gelmiş olduğun yerden memnun değilsen seçimlerini değiştirmeli, düzenlemelisin.

Seçimlerimizi yapmamızı sağlayan zihni irademizdir.

O zaman temizliğe zihnimizden başlayacağız. Bu zamana kadar oluşturmuş olduğumuz tüm borçlardan kurtulmaya niyet edip, önce kendimizi affedeceğiz. Sonrasında da yaratmış olduğumuz bu karma borç için, konu her ne ise, telafi etmek adına önümüze fırsatlar çıkmasını isteyeceğiz. Ve bu fırsatları fark edeceğiz.

Zihnimizi temizleyeceğiz aslında. Artık daha farkında olacağız konuşurken. Kalp kırmak istemeyeceğiz mesela, ya da birine yalan söylemeyeceğiz, karşılıksız seveceğiz, birinden hep bir şey almak istemekten önce vermeye odaklanacağız.

Peki sonra ne mi yapacağız. Hayatımıza akan mucizeleri zevkle izleyeceğiz.

Bir ve bütünün hayrına şifa olması dileğiyle.

Sevgiler.

 

 

Evren kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Sendromsuz Pazartesi

Pazartesi sendromu yaşayanlardan mısın? Haftaya şöyle Çarşamba’dan başlasak, aslında ben de çalışmayı seviyorum mu diyorsun? Hafta sonu çalışmıyor olmana rağmen, haftanın ilk iş gününde taş taşımış gibi yorgun hissediyor musun?

O vakit buyurunuz efenim yazıma.

Uzun yıllar bu sendromu en dibine kadar tecrübe etmiş biri olarak söylüyorum, seni anlıyorum. Vaktinde biri Pazartesi gününe komplo düzenlemiş olmalı ki, kendisinden nefret etmemizi, ve etmemiz gerektiğini bu kadar kolay bir şekilde kabul etmemizi sağlamış. Hiç yadırgamamışız, hatta haftanın ilk günü hissettiklerimize bir cevap bulmuşuz. Demek ki benim hislerimin karşılığı bu imiş, bak bulmuşlar demiş, rahatlamışız.

Cevabı bulsak da, artık bir cevaba sahip olsak da, öz’ünde çok da rahatlamamış olmalıyız. Cevabı bulmuş olmamız, her Pazartesi negatif hislerimize bir çare olmamış aslında. O zaman başka sorular sormalıyız. Mesela, Salı günü sendromu neden yok? O da haftanın 2.günü. İlk iş günü yaşadığından çok daha iyi mi hissediyorsun Salı günleri. Bana kalırsa, kendimizi kandırıyoruz. Bu sendrom Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe diye sınırlı olamaz. Her gün yaşayabilirsin. Ve en önemlisi, eğer bu hissi sık sık yaşıyorsan, haftanın hepi topu 7 gününün bir suçu yok. Diğer sebepleri bulmalısın. Hayata bakışını, işine bakışını, sahip olduklarına bakışını sorgulamalısın.

Daha Pazar gününden başlıyoruz: ‘Yarın Pazartesi’ demeye. Durum böyle iken Pazartesi ne yapsın.

E peki ne yapacağız? Önerin nedir diyorsan okunmaya devam et.

* Haftanın her günü (tatil günleri dahil) çok olumlu cümlelerle uyan!

* Her günün senin için mükemmel bir gün olacağına inan!

* Yaptığın her şeyden zevk almaya bak!

* Kendini şımart!

Sonsuz alternatif var. Sözün özü; POZİTİFTE KAL!

Sevgiler

 

 

 

Kişisel Gelişim kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Hayatımıza giren her insanın bir nedeni var mı?

Hayatımıza giren her insanın bir nedeni var mı? Bazen hep kendimiz gibi insanlarla karşılaşırken bazen de tamamen farklı düşünce yapısına sahip insanlarla aramızda bir çekim olur. Nasıl olur da anlaşamadığımız bir insana karşı bile duygu besleyebiliriz? Gerçekten de zıt kutuplar birbirini çeker mi?

Hayatımıza, kendimiz gibi olan insanları da zıt kutuplarda olanları da çağıran aslında biziz. Peki bunu kim, ne, nasıl belirliyor da, biz bazen çok iyi anlaştığımız insanlarla bir aradayken bazen de tam tersi durumlarla karşılaşıyoruz. Tamamen yaşam enerjimizin seyri ile alakalı bir durum bu. Enerjimiz hangi eksikliği gidermeye hazır ise, hangi hayat dersine hazır ise o an, onu bize yaşatacak ve öğretecek insanlarla karşılıyoruz. Bu nedenle hayatımıza giren her insanın bir nedeni var.

Hepimiz bir ve bütünüz.

bir ve bütünüz

                              bir ve bütünüz                                            

Her birimiz farkında olsak da olmasak da dünyaya gelişimizin bir amacı var. ‘ Hepimiz bir ve bütünüz ‘Fani dünya işleri ile o kadar yoğunuz ki bunu sormayı, bulmayı unutuyoruz. Bazılarımız bulamadan göçüp gidiyor.

Eğer her birimizin bir misyonu var ise, tabii ki sevdiğimiz, sevmediğimiz tüm insanlarla, olaylarla karşılaştığımızda bir amaca hizmet ediyoruz.

Biri ile bir tartışmaya tutulduğumuzda, konunun ne olduğundan çok ne çıkarmamız gerektiğinin önemi vardır. Ama tartıştığımız insan için bir çıkarım değil, kendimiz ile ilgili ne öğrenmemiz gerektiğini bulmamız gerekiyor. O insan ile, o an yaptığın konuşmanın alt mesajını anlaman lazım. Hiç bu açıdan bakmamış biri olarak söylüyorum, denemelisin. Daha az üzüldüğünü, farkındalığının daha da artacağını temin ederim. Eşinle tartıştın en basit örnek, konunun ne olduğunun önemi yok inan bana. Konuyu düşünmeyi bırak, nedenini, nasılını sorgulama. Sadece kendinle kal, biraz düşün. Eşin vesilesi ile nasıl bir mesaj aldığına bak. Sen de eksik olan, yanlış olan ya da senin doğru yolda olduğunu gösteren veya değiştirmen gereken bir şeyler var mı bir bak.

Doğadaki tüm canlı cansız her maddeden besleniyoruz. Allah onları bizler için var etti.

Bugün yeryüzünde var olan tüm varlıkların biz insanlar ve bütünlüğümüz için olduğunu bilmeliyiz. Yazın, kışın, ilkbahar ve sonbaharın bizler için olduğunu. Göklerde uçan kuşların, bir ağacın ve onun gölgesinin, bir kar tanesinin çok büyük anlamı olduğunu fark ettiğimiz anda, o yıllarca arayıp da bulamadığımız huzura ereceğiz.

Bize kötülük yaptığını düşündüğümüz, bu sebeple yollarımızı ayırdığımız insanların hepsinin aslında bizlere fayda sağlamak için karşımıza çıktığını söylesem inanır mısın?

Mooji adında çok ünlü bir guru var.Çok sayıda kitapları ve you tube videoları var. Birinde der ki ; ‘yolda yürürken sana çarpan adamın/ kadının bile sana bir mesajı var, ara ve bul. Biriyle tartıştın, sana hak etmediğin sözler sarfetti, belki daha da ileri gitti. ‘teşekkür ediyorum’ de. Böyle bir şeyi nasıl istersin, ben nasıl teşekkür ederim deme. Teşekkür et, bol bol şükret. Sana kattığı farkındalık için teşekkür et. Herkesi sevmekle uğraşma, olup biteni geride bırak.’

Bana negatif duyguları hatırlatan, yaşatan kişi ve kişilerden nasıl arınırım diyorsan, işte cevabı

Yaşamımda bana eşlik eden, beslenmeme yardımcı olan tüm kişi ve olayları kabul ediyor ve onlara teşekkür ediyorum. Şu anda ve geçmişteki tüm negatif duyguları yaşamama sebep olanları geldikleri negatif yere geri gönderiyorum. Geçmişteki tüm negatif duygularımı iptal ediyorum. Yerine gelecek pozitifler için hazırım. Beni iyiye ve daha da iyiye taşıyacak tüm canlı cansız enerjileri de hayatıma çekiyorum. Çünkü ben buna layığım.

Pozitif enerji ile dolup taşabilmen için, kin ve nefret gibi negatif duygulara veda etmen gerektiğini bilmelisin. Tabii ki hoşlanmadığın, sevmediğin insanlar olacaktır. Tüm öğretiler der ki, bu gibi kişi ve olaylar için herhangi bir negatif his besleme, sadece bırak. Enerjini emmelerine izin verme.

Hayatıma yön vermemi ve rotamı çizmemi sağlayan, beni ihya eden, ruhumu beslememe ön ayak olan, beni her gün daha iyi hissettiren ışığa sevgimi gönderiyorum. Teşekkür ediyorum.

Acı tecrübeler yaşamama sebep olan, beni üzen tüm insanlara da teşekkür ediyorum. Bilincimi açmama sebep oldukları, doğruyu bulmama yardımcı oldukları için. Onları geçmişte bırakıyorum ve arındığımı biliyorum.

Artık Biliyorum..

Bütüne ve bana şifa olsun.. Öyle de oldu.!

 

Evren kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Gerçek dünyada mı, hayalde misin? Uyanık mısın?

Uyanık mısın? Gerçekte neler olup bittiğini görüyor musun?

Öncelikle uyanık mısın derken kastettiğim, kelimenin mecazlı değil, gerçek anlamındaki uyanıklık olduğunu belirtmek isterim.Gerçekten gözlerin görevini yerine getiriyor mu mesela. Yoksa sadece yaşamını sürdürebilmen için bir pranga misali mi seninle?

Tam da bu noktada, çok açık bir itirafım olacak sana.. Ben hayatımın çok uzun bir bölümünde körmüşüm.. Bakıyor görmüyor, anlamı ayan beyan ortada olan meseleleri gözlerimdeki karanlık sebebiyle anlamıyormuşum. Anlamadığım gibi, daha doğrusu yanlış anlıyor olmamdan ötürü, yanlış değerlendirmeler yapmışım. Halbuki ne basitmiş, ne kadar pratikmiş..

Hayat her an bize bir mesaj iletiyor, almasını bilir isek, çok da güzel faydalanabiliyoruz. Uyanık oluyoruz.

Eğer bu söylediklerimi deneyimlememiş olsaydım, bu kadar rahat yazamaz, bu kadar emin konuşamazdım. Nasıl mı? Kısaca bahsedeyim, niyet ediyorum, içimi temizliyorum, egomu susturuyorum, olumlama seanslarımda söylediklerime gerçekten inanıyorum. Sonra da dileğimi, isteğimi iletiyorum ve bırakıyorum. Üstüne düşmüyorum, ben siparişimi verdim, gerisi benim sorunum değilmiş gibi, hayatıma devam ediyorum. Peki bunu yaptıktan sonra ne mi oluyor?  Hemen bir bakalım 🙂

Geçtiğimiz hafta yine kendimle olduğum, en sessiz, en sakin an olan uykuya dalma vaktinde kendime sorular sorduğum ve yanıtladığım bir gecede, kendimle olan konuşmam birden bir dileğe doğru aktı ve gitti. Kelimeler istemsizce ağzımdan dökülüverdi. Bakmayın istemsizce dediğime, aslında asıl ben’in öz’ün isteğiydi akıp gidenler. Yani olması gerekendi ve oldu. Ve o gece inanılmaz anlamlı rüyalar gördüm, anlamlarına baktım. Hepsi hayrı işaret ediyordu. Sevindim, kendimi çok şanslı hissettim ve bıraktım onun da üstünde durmadım. Sonra aynı hafta bir haber geldi bana, siparişimle alakalı olsa gerek 🙂 O işarete doğru gittim, onu takip ettim ve onu da yine akışa bıraktım. Şu an şu dakika bile hala o siparişim akışta, merak etmiyorum. Eğer benim ise, zaten o gelir beni bulur.

Bir başka tecrübem ise, kendimi bulma yolundaki yaratımım olan bu blog ile ilgili, bir bilirkişi tarafından eksik olan, güzel olan, değiştirilirse daha güzel olacak kısımlar var ise bu konuda eleştirilmek istemem hakkındaydı. Ve hiç tanımadığım bir bilirkişi ( işinin ehli) tarafından çok güzel yorumlar aldım. Yanı sıra, neleri nasıl düzenleyeceğim, fayda sağlayıcı linkler vs bilgiler ve tabii ki eleştiri de aldım. Çok da memnun oldum, yanlışlarımı buldum ve düzelttim. Aynı zamanda doğru yolda olduğumun, evrenden kabul gördüğümün işaretini de aldım. Artık çok daha rahatım, atılmam gerekenlere olan inancım daha koyu. Yapmam gereken çok şey var, düşündükçe beni heyecanlandıran.. Ruhuma enerji tohumları eken..

farkındayım

farkındayım

Bana güvenen hayata teşekkür ediyorum.

Aldığım cevapları kabul ediyorum.

Geçmişteki acı tecrübelerim için teşekkür ediyorum.

Beni geliştirecek, daha iyiye sevkedecek tüm tecrübeleri de kalbimle kabul ediyorum.

Hayatı siyah ve beyaz anları ile seviyor, onaylıyorum.

Sevgiler.

 

Evren kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Spiritüel Uyanış

Spiritüel uyanış, aydınlanma, farkındalık..

Hayatımın dönüş enerjisini hızla kendime çektiğimi hissediyorum. Ben kabul ettikçe, -kimse değil- ben onayladıkça, sevdiğim şeyleri yaptıkça, kendime vakit ayırdıkça, -sevilmeyi beklemeden- ben kendimi sevdikçe, kimseden bir şey beklemedikçe, mutlu olmayı X kişiye bağlamadıkça..

ÖZ’ümu buldukça, bir sünger misali, etrafımda olup bitenleri emip, hazmettikçe hafifliyorum. Ben hafifledikçe, her şey çorap söküğü gibi ardı ardına hayatımda yer ediyor. Sonra bir bakıyorum; zihnim açılıyor, her şey daha berraklaşıyor. Su gibi berrak olduğumda “akış”ta oluyorum. Ben aktığımda, bıraktığımda, isteklerim bir bir gerçekleşiyor.

Ve tüm bunlar olduğunda da, -kimseden- tebrik, teşekkür, takdir beklemiyorum. Zaten o an geldiğinde (dönüşüm başladığında) kendimi ben takdir ediyorum. Kendini takdir etmenin, bir başkasının takdirinden ne kadar değerli ve kıymetli olduğunu anlıyorum. Ve aynı anda kendimi eleştiriken buluyorum, hatamı da yakalıyorum. Geçmişte değil, neden bugün bu noktaya -anca- varabildiğimi farkediyorum. Bu zamana kadarki hayatımda her konu için, -aldığım kişisel kararlar da dahil-  “onay” beklemiştim. Eğer benim fikrim başkası için kabul görmüyorsa, özellikle aksi söyleniyorsa, etkileniyor, hemen vazgeçiyordum. Halbuki, önemli olan “SEN” sin. Senin kararını, senin özünü bilmeyen – sen bile özünü bilmiyor, bilemiyorken- bir başkası nasıl etkileyebilir. Ya da hangi fikrin, tırnak içinde “doğru” ve ya “yanlış” olduğuna en iyi kim karar verebilir?

‘Benim ne yapacağıma bu dünyada yalnızca bir kişi karar verebilir. Ben! ‘

Diyelim ki, sen başkasının kararını uyguladın, denedin ve yanıldın. O durum için, karar verici kişi, bunun sorumluluğunu alıyor mu? Sen karşısına çıkıp ” sen dedin, yaptım ama düşündüğüm gibi olmadı” deme hakkına sahip misin? Varsayalım o hakkı kendinde buldun, söyledin, bu o kişiyi bağlıyor mu?

-Cevapları verdin mi? Eğer verdiysen, muhtemelen bunca zaman neden kaybettiğini, kendini neden değersiz hissettiğini, hayatını tüm çabana rağmen neden yoluna koyamadığını da anladın. Artık biliyorsun.

O zaman değişim başlasın..

 

uyanış

                                                  uyanış

 

Mutlu olmak için, başkalarının, dünyanın, yaşadığın evin, işinin degişmesini bekleme. SEN değiş. Değişimi gönülden istemeyen hiç kimseyi değiştiremezsin. Beklentin sadece kendinden olduğunda işler daha hızlı ilerliyor emin olabilirsin. Ayrıca bedeninde “çekim yasası” diye sonsuz bir nimetin gücünü barındırıyorsun. Sen zaten GÜÇ’sün. Sadece bunu fark etmen gerekiyor.

  • Hedeflerine hızlı bir şekilde ulaşmak istemez misin?
  • Yaşamının değerini ve önceliklerini konumlandırmak istemez misin?
  • Sevdiğin bir yaşamı tasarlamak istemez misin?
  • Kariyerinde önemli yerlere gelmek istemez misin?
  • Daha iyi kararlar almak istemez misin?
  • Yaşamındaki stresini azaltmak istemez misin?

Kararını verdiysen denemeye değer. .

Sevgiler.

Evren kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Çekim yasası nedir ? Tesadüf dediğimiz şey aslında bir çekim olayı mıdır?

Tesadüf diye bir şey var mıdır? Yoksa bu da bir çekim yasasından mı ibaret?

Tesadüf ; kelime anlamı, ‘yalnızca olasılıklara bağlı olduğu düşünülen olayların bağıl nedeni’ dir. Hayatımız boyunca belki binlerce defa kullandığımız ya da duyduğumuz bu kelimenin, aslında tamamen çekim yasası kaynaklı olduğunu söylesem. . ‘yok artık, daha neler’ der misiniz? Demeyin, çünkü aslında tesadüf diye bir şey yoktur.

Nedir peki çekim yasası?

Görüşmediğiniz bir arkadaşınızla, eskiden sık sık birlikte gittiğiniz bir mekanda, ‘umarım karşılaşmayız’ dediğiniz bir anda tam karşınızda belirmesi bir tesadüf değildir mesela. Aklınızdan tam da annenizi aramak geçerken, telefonunuzun çaldığı ve arayanın anneniz olduğu anlar yaşadınız mı?  En az bir kaç kez olmuştur. Hatta ‘iyi insan lafının üstüne ararmış’ dediniz 🙂

İstediğiniz bir ürün vardı, uzun zaman araştırdınız. Aklınızda olan kaliteli olması ve aynı zamanda uygun fiyatlı olmasıydı diye düşünelim. İnternette gezinirken ya da dışarıda başka bir ihtiyaç için alışverişe çıktığınızda -bu konudan tamamen bağımsız olarak- ürün bir anda gözünüze çarptı. Tam da istediğiniz gibi ne eksik ne fazla. ‘ ne güzel denk geldi’ dersiniz değil mi? Aslında denk gelmedi, bunu yaratan sizdiniz zaten. Her şey enerjiden ibarettir. Bu sebeple de kurduğunuz her cümlenin evrende bir yeri vardır, olumlusunun da olumsuzun da. Dolayısıyla içinde bulunduğunuz, bulunacağınız tüm durumları hayatınıza çeken sizsiniz.

Çekim Yasasını küçük bir örnekle açıklayayım

Çekim yasası derki : ne istiyorsan onu çekemezsin, ne isen onu                           çekersin.

Çekim yasası derki : ne istiyorsan onu çekemezsin, ne isen onu                           çekersin.

Henüz daha bu sabah işe gitmek için metroya binmek üzereyken, bu sevimlilikle tanışmam bir tesadüf değildi. Hatta dün akşam, markete gidip iş yerine götürmek için kahvaltılık almış olmam da bir tesadüf değildi. Hem de daha önce böyle bir ritüelim yokken..

Bu sevimli dostumuz, dün akşam çok aç bir gün geçirdi belki. Benimle karşılaşıp karnını doyuracağını bilmiyordu. Bir takım karşılıklı enerjiler bizi birbirimize itti. Sadece göz renginin birinin diğerinden farklı renkte olması aurası beni, bu güzelliğin fotoğrafını çekmeye yönlendirdi. Ben fotoğrafını çekmeye çabalarken birden bire kendimi köpeği severken buldum. Ardından o bana derdini masumca iletti. Elimdeki poşete yöneldi küçük burnuyla.

Çok geçmeden. .

Asla yapamam dediğim, bir köpeğe elimle yemek yedirme işinde, gerçek bir bilirkişi edasındaydım. Ve inanılmaz sakindim, korku yoktu, endişe yoktu. Ne mi vardı? İç huzur, bir canlıya yardım edebilme fırsatını sunan doğa anaya teşekkür, bana engel olan her türlü olay ve olgunun yavaşça bedenimden ayrıldığının farkındalığını bu denli masumca bana sunan hayat..

Arayışta olan insan, herşeyin farkında olmak isteyendir. Neyi, ne için, ne sebeple yaşadığımı ve bunun hayatımı yönetmede nasıl kullanabileceğimi öğrenmek için o kadar açtım ki. . Ve bakın o da açmış . . Belki bu yüzden yukarıdaki sevimlilikle karşılaştık. İkimizde eminim, birbirimize çok şey kattık. 5 dakikalık, kısa gibi görünen ama bize zamanın o an durduğunu hissettiren o enerji, ikimize de çok çok iyi geldi.

Ne güzelsin hayat. .

Şükrediyorum.. Kabul Ediyorum. . Affediyorum.. ve Bağışlıyorum. .

Sevgiler.

Evren kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Gecenin Motto’su

 

Gecenin mottosu seçildi tarafımca 🙂  Affedin, kendinizi, hayatınıza zamanında girmiş ama şu an da olmayanı ve ya hala olanı, asla hatırlamak istemediğiniz bir olayı, üzülmenize sebep olan sorumluları, yolda yürürken ayağınıza takılan taşı, araba kullanırken size yol vermemek için direnen sürücüyü, sizi üşüttüğü için kızdığınız rüzgarı, yağmuru, karı.. Hepsini affedin ve sevgi ile kucaklayın.. Geçmişi peşinizden sürüklemeyin, bırakın. Bütün kötü düşüncelerinize veda edin. İyi olanların da sizinle bir ve bütün olmasına izin verin. Hafifleyeceksiniz..

Hayatınızın değişmesini etrafınızdaki insanların değişmesi gerektiğine bağlamayın. Siz değişin.. Çünkü kendi değişiminiz, eğer buna hazır iseniz, daha hızlı ve etkili olacaktır. Vaktinde dünya düzeninin bu olduğuna saplantılı şekilde inanan biri idim. Dünya düzeni değişmezse, insanlar niyetlerini temizlemezse, insanlar sebepsizce ve karşılıksız olarak birbirini sevmezse, mutluluk ve huzurun dünyadaki hiç bir insana nasip olamayacağına kesinlikle kanaat getirmiştim.

Öğrendim ki ; bunların hepsi benim hayal ürünüm imiş. Öğrendim ki ; bir bireyin ‘hayat çok zor’ demesi de ‘hayat bana güzel‘ demesi de tamamen kendi seçimi imiş. Artık ben de ikinci kategorideyim 🙂 Seçimimi değiştirebilmeme destek olan sonsuz evrene teşekkürü borç bilirim. Beni güçlü kıldığı için, potansiyelimi bana bir tokat gibi gösterdiği için, farkına varmamı ve bunu kabul edip, sindirmemi sağladığı için.

Sonsuz evrene teşekkür ediyorum.

Gündüzü  ayrı gecesi ayrı parlayan ve bana ışık olan uçsuz bucaksız gökyüzüne teşekkür ediyorum.

Soğuk kış günlerini de, yazın eritici sıcaklığını da , öz benliğimin farklı iki yanı gibi kabul ediyorum.

Kendime güveniyorum, üretken olduğumu biliyorum.

Her yeni günün bana hayırlı kapılar açmasına kalbimle izin veriyorum.

Geçmiş yaşantımda, benim başarıma, mutluluğuma, bolluk bereketime engel teşkil eden bütün negatif canlı ya da cansız tüm varlıkları affediyorum ve kendilerini geldikleri yere geri gönderiyorum.

Gelecekte beni hep bir adım öteye taşıyacak tüm pozitif enerjilerin de ruhuma dolmasına izin veriyorum.

Bana ilham olan tüm kişi ve kişilere teşekkür ediyorum, ve ben de başkalarına ilham olmayı seçiyorum.

Şifa olsun.. Öyle de oldu.. Olması gerektiği gibi.. Hep olduğu gibi..

Evren kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Olumlama Nedir? Ne İşe Yarar?

Olumlama nedir?

Diğer bir anlamı ile afirmasyon; bilinçaltımızda bulunan negatif düşüncelerin yerini olumlusu ile değiştirme tekniği diyebiliriz. Aslında uygulaması çok zor değil, negatifleri bilinçaltına almaya, bugünlere kadar taşımaya ne kadar kısa sürede alışabildiysek, yapmamız gereken bunun gibi çok basit bir teknik.

İhtiyacımız olan tek şey, düşüncelerini temizlemeye hazır olan bir bilinç. Birkaç bilinçaltı direnci ile karşılaştığında pes etmeyecek berrak bir zihin. Hepimizde fazlası ile var olduğunu biliyorum.. Ve denemeye değer diyorum.

Zihnin en açık olduğu saat dilimi sabahları ilk uyandığımız an ve gece zihnimizi boşaltıp uykuya geçmeden önceki dakikalar olduğu kabul ediliyor. Haliyle uygulama saatleri belirlendi 🙂 Sabah-akşam birer doz olumlama alarak bilinç iyileştirmemizi ‘kendimiz’ gerçekleştireceğiz.

Nedir bu olumlama denen meret?

                                                                                olumlama

 

İşte tam da bunun gibi bir şeydir. Belirlenmiş herhangi bir kalıp bulunmuyor. Hayatınızda şikayet ettiğiniz ya da değişmesini istediğiniz olaylar ya da eksiklik hissettiğiniz bir durum ya da olgu için kullanabilirsiniz. Özgüven mi istiyorsunuz, onun üzerine olumla yapabilirsiniz. Sevgi mi istiyorsunuz, hemen olumlayın.. ‘ben sevgiyim

İş yerinde işler istediğiniz gibi mi gitsin istiyorsunuz, sabah/akşam uygulayın. Hatırlatmam gereken önemli detay ise; buna gerçekten inanmanız ya da en azından gerçekten inanıyormuş gibi hissederek yapmanız gerekli. İlk günler biraz komik gelebilir, ama istikrarlı davrandığınızda değişimin hızına inanamayacaksınız.

Bilinçaltında değiştirmek istediğimiz her türlü alışkanlığımız için 21 gün kuralı varsayılır. Bu da demek oluyor ki; 21 gün gibi kısa bir zamanda, değişimi aşkla istiyorsak yine ‘kendimiz’ sağlayabiliyor olacağız.

http://binnaztaspinar.com/insan-neden-yaratildi/ konulu yazımda ‘hayatın anlamı nedir‘ sorusunun cevabını arıyorduk. eğer bu arayışta iseniz, bu başlıkta bahsettiğim uygulama çok işinize yarayacak. Pozitif telkinlerde bulundukça zihniniz açılacak, zihin açılınca da sahip olduklarınız hakkında yeniden bir değerlendirme yaparken buluyor olacaksınız kendinizi.

Deneyin, eğlenme garantili 🙂 Teknik olarak ihtiyacınız olan sadece ‘siz’ siniz.

Özgüven olumlamaları için örnek cümleler,

  • Başarısızlıklarımdan, başarmak için yeni şeyler öğreniyorum.
  • Karşıma çıkan engellerde çözüme odaklanıyorum.
  • Başarı için gerekli tüm yeteneklerim mevcut.
  • Yeteneklerimin açığa çıkmasına izin veriyorum.
  • Daha önceki başarılarıma odaklanıyorum ve yeni başarılarım için kendime güveniyorum.
  • Yetenekli ve başarılıyım.

Bolluk bereket için örnek cümleler,

  • Hayal ettiğimden fazla paranın hayatıma girmesine izin veriyorum.
  • Evrenin bana verdiği bolluk ve bereketi kabul ediyorum.
  • Sahip olduğum bolluk ve bereket dolu yaşamı hak ediyorum.
  • Ben çok zengin olmayı hak ediyorum.

İşte bu da benim BEST’im,

  • Ben ‘BEN’İM
  • Ben ‘SEVGİ’yim
  • Ben ‘IŞIĞIM’
  • Ben ‘BİLGİYİM’
  • Ben ‘DEĞER’liyim
  • Ben ‘BOLLUK VE BEREKETİM’
  • Ben ‘SAĞLIK VE ŞİFAYIM’

 

Evren kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Dünyaya geliş sebebini biliyor musun? Neden yaratıldın?

Neden yaratıldın?

                    neden yaratıldın?

Hayatı anlamlı kılmak için çok güzel bir soru neden yaratıldın?

– Neden dünyaya gönderildiniz ?

– Evrende var olma sebebiniz nedir ?

– Siz nesiniz ?

– Bu gezegene ne katabilirsiniz ?

– Potansiyeliniz nedir? Hangi konularda çalışmalısınız ?

Hiç düşündünüz mü? Eminim en az bir kere düşündünüz. Soruları negatif iken düşündünüz ve cevabınız da negatifte kaldı. O an başka pencereden bakıyor ve çok yüksek ihtimalle yanılıyordunuz. Sorular daha çok isyan manzaralı bir resme bakıyordu. Birtakım fani düşünce ve aktivitelerle meşguldünüz. Tıpkı bir uyurgezer gibi rüyanızda bilinçsizce dönüp dolaşıyordunuz.

Demek istediğim şu ki; tırnak içinde hayatın anlamı nedir, ne yapsam da anlam katsam diyerek, belki evlendiniz, çocuk sahibi oldunuz, kendi işinizi kurdunuz, kitap yazdınız . . ve fakat bugün yaptıklarınıza bakıp, hala anlamı bulamıyorsanız, Üzgünüm uyuyorsunuz.

Kesinlikle belirtmem gereken bir şey var. Var olan her insanın, bu gezegene gelme sebebi bulunur. Bu dünyaya sadece eğitim görmek, güzel işlere girmek, para kazanmak ve harcamak için, evlenip çoluk çocuğa karışmak için gelmedik. Gerçek potansiyelimiz, bu saydıklarımın çok üstünde.

Anlam keşfedilen bir şey değildir. Anlamı sen yaratmalısın.

“Sen yarattığını hayatı yaşarşın, ona ne koyarsanız onu alırsın. Önce ona anlam katmak zorundasın. Ona renk, müzik ve şiir katmalısın. Ancak o zaman yaşıyor olursun ”    -OSHO-

                              anlam

Bir çiçeğin bahar geldiğinde açmasına anlam yüklemelisin, kalbine dokunmasına, derine inmesine izin vermelisin. Onun bile senin için yaratılmış olduğunu fark etmelisin.

Karşılaştığın bir durumun, seni zorlamak için değil, seni güçlü kılmak için olduğunu görmelisin.

“Yaşamındaki her sorun, içinde bir armağan saklar”  -Richard Back-

Peki ne yapmali??

Bir sonraki yazımı bekleyin.. 🙂

Sevgiler

Evren kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Zengin Olmak İster Misin ? Peki nasıl olacak bu?

Zengin olmak hayal mi? Bir gün ben de zengin olacak mıyım? Zenginliğin sırrı nedir?

Gerçekten zengin olmak ister misin? Kim zengin olmak istemez ki ! Burada asıl mesele şu ki zenginlikten kastımızın sadece para olup olmadığı. .

Yani zenginlik = Para algısının bizi paraya götürmeyeceğini en başında söyleyerek sizi biraz şaşırtmış, hatta biraz da kızdırmış olabilirim. Haklısınız, yıllarca bize öğretilen tam da buydu zaten.

ah bir zengin olsam‘ diye şarkı bile yapılmış 🙂 Hatta bu cümleyi bitirdikten hemen sonra ben de açtım dinledim:)

                                     yokluk bilinci

Hangimiz bu sorularla boğulmuyor diye sorsam? 

Alacağım yanıtı ben de biliyorum. Bu nedenle diyorum ki; ‘Vakit varken bu düşünceleri bırakın’ . ‘Çok borcum var’ ‘Param yok’ ‘Ay sonunu zor getiriyorum’ demeyin. Bu cümlelerin gerçekten evrende her birinin ayrı yeri var ve size aynı şekilde, değişmeden geri dönüyor. Ay sonunu zor getiriyorum ifadesini , ‘kendi standartlarım için tasarruf ediyorum’ ile değiştirin. Gerçekten ediyorsunuz çünkü. Algınız her zaman ‘Var olanda’ olmak zorunda. Aksi halde elinizde olanın bile hayrını göremiyorsunuz. ‘Çok borcum var’ yerine ‘her ay borcumu ödüyor olduğum için şükrediyorum’ ile değiştir. Borcun sen onu ödeyene kadar borçtur. Vadesi gelir ödersin, ve artık borcun yoktur. Kendini attığın o derin çukurdan çıkarmak için, yine kendin yeni pencereler açmalı, yaratmalısın. Yoksa bir ömür orada kalacaksın!

Bu sebeple parayı hayatımıza çekmek için önce Varlık ve Yokluk bilincini doğru kavramak durumundayız.

‘YOK’ = EVim yok, ARABAm yok, DOSTUm yok, ÇOCUĞUm yok, YAZLIğım yok, PARAm yok,ÖDEME GÜCÜm yok … sonsuzluğa kadar gider.

‘VAR’ : Başımı sokacağım, sıcak, sevgi dolu bir evim var( kiracıyım ama bu evim yok demek değildir), hayalini süsleyen en az 1 araban vardır mesela.. Her yaz birkaç günlüğüne ya da günübirlik gidebileceğin, yazlığında yapabileceğin şeyleri orada da yapabileceğin bir yere mutlaka gidebilirsin mesela. Gidemiyor musun? Eşinle, dostunla sahile inip piknik yapıyorsundur ve yazlıkta geçirebileceğinden daha fazla mutlu anlar yaşıyorsun belki. Sen farkında değilsin. Çünkü algın o an yok olanda. Pikniktesin, sevdiklerin yanında, bir demlik çayın var önünde, çok sıcak bir yaz günü sahildesin, olabileceğin en güzel yerdesin, hafif serinletici bir rüzgar geçiyor yanından.. Ama sen görmüyorsun, o anı yaşamıyorsun,  ‘ah bir yazlığım olacaktı ki ama yok diyorsun’ . YOK’ u çekiyorsun, onun da farkında değilsin.

Ne yazık ki, ben de aynı hatalara defalarca düşmüş olan biriyim. Bugünkü farkındalığımla ‘kendimi anlıyorum, kabul ediyorum, bağışlıyor ve affediyorum’

Bugün kesin olarak VARlık bilincinde olduğumu biliyorum. Çünkü, kendi negatif çekimlerimi pozitifleri ile değiştirdiğim an yaşadığım ve kendime çekmeyi başardığım bir çok kazanımım var. Hayal ettiğin bir arabayı almak için çok paranın o an itibari ile ceplerinde ya da banka hesabında olması şart değildir mesela. Bir süre hayalini süsler, ve benim arabam bu işte dersin. O kadar senindir ki, çekim yasası gereği, evrenin sana ne eksik ne fazla tam da istediğin şeklini, sana sunmaktan başka yolu olamaz.

Ben yaptım, önce okudum, sonra algımı değiştirip uygulamaya başladım. Hatta bunu 2017 vizyon hedeflerim arasına bile koydum. Hemen hemen her gün açtım, resmine baktım. ‘miş gibi yaptım’ benim olmuş gibi, hayalimde onunla gitmek istediğim yerlere gittim, anahtarı elime aldığım anı düşündüm. Sonuç ne mi oldu, bir kat yukarı çıkıp ziline basabileceğim yakınlıkta bir aile dostumuz, ‘tam size göre bir araba buldum’ ifadesi ile telefon etti. Ertesi gün hemen gidip görmek istedik ve akşam arabamızla evimize döndük.

İşte, sevgili okuyan 🙂 Hepsi bu kadar basit. Zor olan bu zamana kadar beyninde yer etmiş olan negatif algılarından sıyrılmak.. Kişisel Gelişim derken, yanlış olan tüm düşüncelerimizden söz eder tüm bilginler. Sadece teorik bir bilgi olarak düşünmemeli, değişime açık ve niyetli olmalısın.

Kaynak mı istiyorsun? Al sana Aykut OğutArtık Zen-Ginim

artık zenginim

Keyifli okumalar. .

Evren kategorisine gönderildi | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın