Potansiyelini merak ediyor musun?

Gerçekten ne kadarsın? Kendini nasıl tanımlıyorsun? Neleri yapabilirim, neleri kesinlikle yapamam diyorsun? Pekiyi gerçekten de doğru olan yapabileceklerinin ya da yapamayacaklarının bir kotası olduğu mudur? Bir insan varlığı olarak sınırlı mıyız?

Hadi gel test edelim.

Dört tarafının da çevrili olduğu bir yerdeysen eğer test için uygun bir ortamdasın. Şimdi işaret parmağını ileriye doğru uzat. Her şey hazır… Başlıyoruz.

Vücudun sabit kalacak şekilde dönebildiğin yere kadar üst bedenini çevir ve parmağının işaret ettiği yeri gözünle işaretle. Parmağınla işaret ettiğin yeri aklına yazdıysan şimdi başka bir şekilde deneyelim.

Başladığın yere geri dön, ayaklarını sabitlediğin yer değişmeden kolunu indir ve biraz rahatla. Derin bir nefes al ve gözlerini kapat. Yine işaret parmağını ileriye doğru uzat. Gözlerin kapalı iken tıpkı bir lastik kadar esnek olduğunu düşün. İleriye biraz daha ileriye, dönebileceğin maksimum yere kadar tüm gücünle dön. Yavaşça gözlerini aç, nereyi gösteriyor parmağın…

Bir önceki yer ile kıyasladığında ileride mi?

İşte sorunun cevabı, denemesi bedava 🙂

Sevgiler.

House of Human Profesyonel Koçluk Eğitimi’nden…

Blog, Kişisel Gelişim kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum yapın

Bir türlü karar veremiyorum…

Karar verememenin önündeki engel nedir?

Bir türlü karar veremiyorum‘ mu diyorsun? Seçmen gereken birden fazla alternatif olduğunda hangisinin senin için doğru olduğu konusu üzerinde çok düşünüyor, düşünüyor ve sonra düşünmekten de mi vazgeçiyorsun…

Ya da sen bir şekilde kararını verdiğinde tüm fırsatlar avucunun içinden kayıp gitmiş mi oluyor? Peki buna ne sebep oluyor? Karar vermenin daha iyi bir yöntemi var mı?

Cevap veriyorum: Evet, var.

Gerçekleri duymaya, kendinle ilgili daha önce hiç bilmediğin yeteneklerini keşfetmeye hazırsan, işte yol. Yola çıkarken genelde ihtiyaç duydukların neler olur bir düşün istiyorum. Çok uzun bir yolculuğa çıktığını düşün. Bu yolculukta yanında seni dinleyen, yolu birlikte kat ederken seni her zaman desteklemeye ve daha ileri taşımaya gönüllü bir yoldaşın olsa nasıl olurdu?

Kulağa hoş geliyor ve anlamlı.

Peki potansiyelin nedir? Hayatının tüm kontrolünü eline almak nasıl bir his olurdu?

Başarılı ya da başarısızlığının ardında neler var, merak ediyor musun?

Peki ya değerlerin… Hayattaki en önemli değerin nedir?

Daha etkili insan ilişkilerin olsa hayatında neler değişirdi?

‘hayır’ diyememe gibi bir alışkanlığın var ve bunu aşmak mı istiyorsun?

Tüm sorular ve cevapları için, yukarıda bahsetmiş olduğum yoldaşlık rolünü üstlenmeye hazırım.

Takipte kalabilir ya da sayfamla iletişime geçebilirsin.

 

Sevgiler.

Hakkımda, Kişisel Gelişim kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

1 yıl daha geçti

Geçtiğimiz 1 yıl

2017 de bu blogu kurarken daha yolun çok başındaydım ve malum zaman akıyor, tutamıyoruz. Bloğum 1 yılını bitirmişken bu süreçte neler yaşadım paylaşmak istedim. Başlarken postunu yazarken neler düşünüyordum, ne oldu…
Geride kalan 1 yıl boyunca, sanıyorum binlerce kez kabuk değiştirdim.

Çokça düşündüm, daha az konuşmayı denedim.

Özgürleşmek için affetmek gerekirmiş, affetmeyi başardığımda anladım. Önce kendimi…

Birini gerçekten dinlemenin ne anlama geldiğini öğrendim. Yargılamadan…Etiketlemeden… Düşüncemde bile o kişiye karşı kırıcı olmamaya çalışarak dinlemek…Çünkü öğrendim ki, birinin hakkında düşündüğün şeyi sesli söylemen şart değildi. Beden enerjilerimiz birbiri ile konuşuyor ve birbirini duyuyordu.

Sadece dinlemek mühimdi. Kendi sakinliği ile akan bir nehir gibi… Zihnimin her fırsatta bana sunduğu yargı paketini elimin tersiyle itebilmek… Son derece meşakkatliydi fakat kesinlikle buna değerdi ve değdi…

Sevginin 3 türü olduğunu öğrendim; ‘eğer’li , ‘çünkü’lü, ‘rağmen’li. İçime döndüm; ‘sen hangi sevgi türünü kullanıyorsun?’ Cevabım çok hoş değildi. İşte değişmesi gereken bir kabuk daha… Rağmen’li sevebilmeyi ve bunun ne kadar kıymetli olduğunu öğrendim. Her gelişim konusunda olduğu gibi bu kabuğu atabilmek için de önce kendimden başladım.

İstemediğim bir olay ya da durum karşısında ‘Hayır’ diyemememin altında yatan bir ihtiyaç varmış, onu beslemem gerekirmiş. O ihtiyacı buldum ve aslına bakarsan başta kabullenemedim. İtiraf etmek zordu. Kabule geçtiğimde ise bir kez daha ayrıldı ruhuma ve bedenime yük olanlar…

Onlarca kitap okudum, bazılarını paylaşmadan edemedim. Hala paylaşacaklarım var.

Son 1 aydır yeni öğrenmiş olduğum bir şey var ki bu postu yazmama sebep… Bir şeyi gerçekten istersen o sana geliyor. Belki hemen gelmiyor ama o sana ait ise 2 sene sonra, tam da sen o istekten vazgeçmişken bile geliyor. Bununla ilgili çok güzel bir söz vardır ve aynı zamanda bir kitap adıdır; Senin olan sana gelir!

Bir tane daha var…

Allah, nasip etmeyeceği şeyin hayalini kurdurmaz.

Bin şükür kurdurana, bin minnet nasip edene!

Hakkımda kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Mark Manson, Uzmanlık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı

Mark Manson, Uzmanlık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı

Mark Manson, 1984 doğumlu, iki milyondan fazla takipçisi olan önemli bir blog yazarıdır. İyi yaşam sürmek için sezgilere aykırı bir yaklaşım sloganı ile adını kitapçılarda en çok satanlar raflarında gördüğümüz ‘Uzmanlık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı‘ kitabının yazarı.

Kitaplarımı okurken istemeden yaptığım ve artık bir refleks haline gelen bir alışkanlık edinmiş olduğumu bu kitabı okurken fark ettim : Yazar hakkında bilgi toplamak. Okuduğum her cümlede yazara biraz daha yaklaşır ya da uzaklaşırım. Mark Manson’ın bu kitabında bu süreç kitabı bitirene kadar tamamlanmadı. Kesin bir karar varmak için kitabı bitirmeyi bekledim. Hatta bilinçaltıma yanlış bir bilgi yerleştirme olasılığını engellemek için yarıda bırakmayı bile düşündüm. Çünkü, kitabın ilk 30-40 sayfası, üzerinde çalıştığım ‘kişisel gelişim‘ alanına çoğu yerde zıt yaklaşımlara sahip bir kitap. Örnek vermek gerekirse, ‘olumlama’ adı verilen ve aslında bilinçaltında yer alan negatif duygu ya da yargıların değişmesine yardımcı olan kişisel gelişim ritüelini tiye almış yazar.

‘Sen mükemmel ve kusursuz değilsin’

Bu cümle zaten yıllardır sahip olduğum ve bu sebeple de beni olduğum yerde saydıran, kesinlikle değiştirilmesi gereken bir yargıydı benim için. Uzun uğraşlar ve çabalar sonucu değiştirmişken bu kitapta aksini görmek ister istemez bir sorgulamaya itti beni. Kitabın sayfaları hızlıca akıp giderken, gerek örnek verdiği ünlü sanatçıların başarı hikayelerinden gerekse kendisinin bizzat deneyimlediği olayları anlatışından yapmış olduğum çıkarım, bana rahat bir nefes aldırdı diyebilirim. Yazar sen mükemmel değilsin derken aslında ‘ben mükemmelim ve her şeye sahip olabilirim’ diyen ve bunu lehine kullanan, diğer hiç kimseyi, hiçbir şeyi önemsemeden yaşam sürmeyi kendine hak bilen kişilerden bahsediyor. Bu noktada hep savunduğum ve doğruluğuna kesinlikle inandığım bir bilgide yazar ile uzlaşmış, bağ kurmuş olduk ; ‘Bilgi, doğru kullanılırsa anlamı vardır’

Bilgiyi yanlış kullanmak, tam da yazarın bahsetmiş olduğu kişilerin yaptığı bir davranış biçimidir. Bilginin bize faydalı olabilmesi için belirli aşamalardan geçip işlenmesi gerekir. Bilgiyi önce anlamak, sorgulamak sonra da hazmetmek gerekir. Bu konuya başka bir postta detaylıca değinebilirim. Şimdi kitaba geri dönelim.

Yazarın ele aldığı konulardan bahsedeyim biraz da. Yanlış değer yargıları, travmalar, egonun önümüze koyduğu taşlar, iş hayatı, kariyer planı, girişimcilik, sağlıklı- sağlıksız ilişki, başarı- başarısızlık ölçütleri.. Her gün tekrar tekrar yaşadığın ya da yaşayacağın olmuş ya da olması muhtemel tüm olaylara örnekler ve çözüm önerileri.

Kitap faydalı mı?

‘Gerçekten de kitabı bitirince artık kafaya takmamaya mı başlıyorsun? ‘ sorusu sorulmuş olsa yanıtım şu olurdu.

Kafaya takmamak bir kitap okuyup tamamlanacak bir durum değil maalesef. Üzerinde çalışmak gerek, hazır olmak gerek. Kafaya takmamak değil, kafaya neyi takacağımız kim olduğumuzu ya da olacağımızı belirler. Kesinlikle yazarın bahsettiği ve vermek istediği ana mesaj bu aslında.

En etkilendiğim prensip: ‘Bir şeyler yap!’

Benim bu kitaptan almam gereken bilgi ise, en çok etkilendiğim ve tekrar dönüp bakmak istediğimde sayfaları rahatça bulabilmek için not kağıtları iliştirdiğim o bilgi.. ‘Bir şeyler yap’..

Mark Manson : Yerine çakılıp kalma. Bir şeyler yap. Yanıtlar gelecektir.

Mesajın bana ulaşmasına vesile olan her türlü varlığa sonsuz teşekkürlerimle…

Sevgiler.

 

Kişisel Gelişim, Kitaplar kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Kendimi Suçlu Hissetmiyorum!

Nil Karaibrahimgil – Kelebeğin Hayat Sırları

‘Böbürlenme, kibirlenme, köpürme, abart, çoğalt, parlat ! ‘

 

Nil Karaibrahimgil, müthiş şarkıcı, mükemmel bir anne, çok enerjik ve hayat dolu, hayatın sırrını bulmuş, hazmetmiş, benimsemiş ve yetmemiş, bunu da herkes duysun, hayata katkım olsun niyeti ile ne güzel bir dille anlatmış.

Bu kitabı 2 sene önce okumuş olmama rağmen bıraktığı izler dün gibi. Okurken beni eğlendiren, defalarca sesli gülmeme sebep olan canım kadın!

Ne mi anlatıyor? Bu kitap Nil’in hayatı değil. Senin hayatın, benim hayatım ve bir diğerinin…

Hayatı anlatıyor, kendinden o kadar çok parça bulacaksın ki bu kitapta… ‘Acaba Nil bu kitabı benim için mi yazdı? ‘ dedirtecek.

İstersen aşağıdaki videoyu izleyerek biraz ipucu alabilirsin.

Şiddetle öneriyorum!!!

Sevgiler.

 

Kitaplar kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın

KAREN KINGSBURY – ŞANS

KAREN KINGSBURY : ‘Affetmek, affedeni özgür kılar’

 

 

Uzun zaman aradan sonra, roman türünde okuduğum ikinci kitap oldu. Elimden bırakmak istemediğim kitaplardan biriydi. İnanılmaz akıcı bir dil ile hikayenin içine alıyor sizi Karen Kingsbury. Konusu her ne kadar ‘aşk’ gibi görünse de romanın içinden alacağımız çok fazla mesaj var.

Benim kendi adıma çıkardığım en güzel mesaj ise; ‘Tesadüf diye bir şey yoktur.’

15 yaşında birbirlerine söz vermiş iki çok yakın arkadaş olan, Ellie ile Nolan’ın sürükleyici hikayesi. İkisi de farklı aile travmaları geçiren karakterler olarak karşımıza çıkıyor. Kader planları onları bir gün, ansızın ayrı düşürüyor. Birlikte geçirdikleri son gün olan o sıcak Haziran gecesi geç saate kadar, her zaman buluştukları parkta sohbet ediyorlar. Ve ayrılığın o hüzünlü havasını biraz olsun azaltmayı düşünen Nolan’ın aklına çok yaratıcı bir fikir geliyor.

Bu fikir aynı zamanda, ne zaman geri döneceği belli olmayan Ellie’yi tekrar görebilmesi için de bir şans verecektir Nolan’a. Bir kutunun içine birer mektup yazıp gömerler. Ve birbirlerine bir söz verirler o gece, o parkta…

-15 yıl sonra tam da bugün, her ne durumda olursa olsunlar bu parka yeniden gelecek ve gömdükleri kutuyu açıp mektupları ancak o gün okuyabilecek.

Her iki karakterin de aslında hayata dair çok güzel hayalleri var. Ellie bir gün bir kitap yazmak, Nolan ise antrenör olan rol modeli babasının izinden giderek çok özel bir basketçi olmak istiyor.

Bakalım zaman onları hangi hayatlara sürükleyecek?

15 yıl sonra gerçekten her ikisi de bu parkta buluşabilecekler mi?

Bol keyifli okumalar.

Kitaplar kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Sadece 21 günde kim olduğunu öğrenmek ister misin? (3)

8.gün : İçinizdeki çocuğu sevmek

Bugün yıllardır varlığını bile unuttuğun o küçük çocukla tanışma günü. Haydi başla egzersize!

*Beş yaşındaki bir fotoğrafınızı bulun ve banyo aynanıza yapıştırın.

*Birkaç dakika boyunca fotoğrafa bakın. Ne görüyorsunuz? Mutlu bir çocuk mu yoksa mutsuz bir çocuk mu?

*Aynaya bakıp içinizdeki çocukla konuşun.

*Kalbinizi açın ve içinizdeki tüm derin düşünceleri paylaşın.

*İşiniz bittiğinde, şu olumlamayı söyleyin: Seni seviyorum canım. Senin için buradayım. Güvendesin.

 

9. gün : İçinizdeki çocuğu sevmek

Bir önceki günün pekişmesi için içimizdeki çocuğu sevmeye devam ediyoruz bugün. Louise L. Hay bu aşamanın çok önemli olduğunu söylüyor kitabında.

*Banyo aynasına dün astığınız çocukluk resminize bakın.

*Bir an için durun ve ona onu önemsediğinizi söyleyin. Seni önemsiyorum. Seni seviyorum. Seni gerçekten seviyorum.

*Devam edin: Seninle uzun yıllardır konuşmadığım için üzgünüm. Uzun zamandır seni azarladığım için için affedersin. Birbirimizden ayrı geçirdiğimiz bunca zamanı telafi etmek istiyorum.

10.gün : Bedeninizi sevmek, acınızı iyileştirmek

Acı nedir? Nereden gelir? Acı sana ne anlatmak ister? Neden bu kadar acı çekiyorum? sorularının yanıtlarını bulmak istiyorsan, egzersizlerine devam et. Bugün 10. gün ve bugüne kadar istikrarla geldiğimiz için Louise L. Hay sana teşekkürlerini iletiyor kitabında.

Burada kullanacağımız genel bir olumlamasını paylaşacağım. Çünkü fiziksel ya da ruhsal olarak hepimizin sahip olduğu acılar birbirinden farklı olabilir. Detayları kitapta mevcut.

Özgürce ve dolu dolu nefes alıyorum. Bedenimin verdiği mesajları dinliyorum.Bedenimi sağlıklı ve şifalı besinlerle besliyorum. İhtiyacı olduğunda dinlenmesine izin veriyorum. Muhteşem bedenimi seviyorum. Güvendeyim. Yaşamın süreçlerine güveniyorum. Korkusuzum.

Bu postu burada bitiriyorum, bir sürprizim var.

Bakalım neler olacak?

Sevgiler.

 

Kişisel Gelişim kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Yeni yıla hazır mısın?

Yeni yıldan ne bekliyorsun?

Hazır mısın? Yepyeni bir yılın ilk günü başladı. İlkler hep başkadır ya, hadi bugün çağır güzellikleri hayatına. . Uzun zamandır ertelediğin, sonra yaparım dediğin, bir gerekçe ile rafa kaldırdıkların bugün tekrar düşünüp harekete geçmen için gün yüzüne çıksın.

Her yıl, bir önceki yıldan daha güzel geçsin, mutluluk, sağlık, para getirsin diye dilekler dileriz. İyi de yaparız yapmasına da bir şeyi atlarız. Hayat, dileklerimizin bize gelmesini bekleyecek kadar uzun olmayabilir. Biz adım atmak için önce şartlar olgunlaşmalı diye düşünürüz. Halbuki durum hiç düşündüğümüz gibi değildir. Bekleriz, bekleriz.. O şartlar bir türlü olgunlaşmaz, vazgeçeriz.

Gel artık beklemeleyelim. Bu yıl tersten yönet süreci. Önce adım at, belki şartlar da senin o ilk adımını bekliyordur.. Olamaz mı?
2018 için bir projen olsun mesela. Bir fikrin var, yapmak istedigin, almak istedigin, üretmek istediğin, başarmak istediğin.. Hadi bunun adını koy; ‘ … Projesi’
Ve sonra uzun bir yolculuğa çıktığını hayal et. Şoför sensin, yol sensin, yolcu da. Bak bakalım sen yol’da iken yol’un kendisi olabiliyor musun..
Macera başlıyor, hazırsan kollarını aç ve ‘hazırım’ de.

İyi sürüşler,
İyi yolculuklar.
-Mutlu yıllar-

Kişisel Gelişim kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Ben aptal mıyım?

Ben aptal mıyım?

Evet mi dedin?

Duyamadım.. belki mi dedin, yoksa bazen mi?

Cevabın her ne olursa olsun, öyle olmadığını bil isterim. Bu olsa olsa sana, bana çok küçükken dayatılan, tamamen bizim özgür irademiz dışında bir yargıdan ibaretti. Artık sen de bu yazıyı okuduğuna göre senin için de bu sorunun cevabı ‘di’li geçmiş zaman kipinde olmalı. – ‘Öyleydi, ama artık öyle olmadığını öğrendim’.

Gerçekte kim olduğunu kim belirler?

Benim çok dost canlısı olduğumu söylediler yıllarca, alıngan olduğumu, hassas ve duygusal olduğumu, çekingen ve içe kapanık olduğumu..Cesaretli olmadığımı, çok çalışmazsam başarılı olamayacağımı, diksiyonumun düzgün olmadığını.. Ve yazmakla bitmeyecek kadar çok şey..

Burada önemli olan ve dikkat çekmek istediğim konu, olumlu yargıların kabulünün zararı yokken olumsuzlara olan zaafımızdan dolayı, kendimizi o kalıba girmeye zorunlu kılmamız. Bu konuda çok başarılı olduğumuz su götürmez bir gerçek olduğundan bize söylenenleri düşünce süzgecimizden geçirmenizde fayda var diye düşünüyorum.

Peki ben bugün sana bu tavsiyeleri sıralarken, o zamanlar bu söylenenlere karşı ne yapmıştım, bilmek ister misin? İnandım, inandırıldım. Çünkü, toplanıp önüme sunulan tüm deliller o kadar aleyhimeydi ki inanmaktan başka alternatif üretememiştim. Bana dayatılanları sorgulamadan, öylece olduğu gibi kabul etmişim. ‘Sen böyle yapma!’ Bunların hepsinin bilinçaltına, sen farketmeden kodlanmış olduğunu unutma. Sana söylenenleri kabul etmeden önce bir kaç defa sorgulamanda fayda var.

Ne yapmak istediğine sen karar ver

Senin kim olduğunun ve ne yapman gerektiğinin seçimini başkasına bırakma. Başkalarının dediği, istediği ya da öyle uygun gördüğü durumlar, senin yaşam alanın. Bu alanın kontrolü sende olsun. Çünkü sen -aptal değilsin. Başarısız ya da yeterince akıllı olmayan da sen değilsin. Hatta zayıf, şişman, çirkin, soğuk, korkak, fakir bile sen değilsin.

Sen kendine neyi yakıştırıyorsan, O’sun.

Başkası sana bunlardan birini ya da daha fazlasını söylerse, hemen kabul etme, gül geç!

 

  • E hadi o zaman aç sesini dinle!

 

 

Kişisel Gelişim kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Sadece 21 günde kim olduğunu öğrenmek ister misin? (2)

Kim olduğunu öğrenmek ister misin serisi – 2.Bölüm

Ben 21 günde güç içinizde kitabını okumaya devam ederken, günlük uygulamalarda sizleri nelerin beklediğini yazmaya devam ediyorum. Ayna çalışmasının ilk üç gününden ilk yazımda bahsetmiştim. Hızlıca diğer günlerde neler varmış bakalım.

4. gün : Geçmişinizden kurtulmak

Sürekli aynı durumları yaşıyorsak, tekrar tekrar aynı konu hakkında üzülüyorsak, kullanılıyorsak ya da aynı seyreden olay her ne ise, bunun mutlak bir sebebi var. Bugün bunların neler olduğunun farkına varabilmek için affetme çalışması yapıyoruz. Affetme, enerjiyi serbest bırakma gibi uygulamalar, sadece Louise L. Hay‘ın söylediği bir şey değil.. Kendi dönüşümünüze karar verdiğiniz andan itibaren yapılması kaçınılmaz olacak olan bir uygulama : affetmek..

Hadi bugün daha enerjik bir günaydın de aynadaki suretine,

Derin birkaç nefes al ve ver, her nefeste vücudunun daha da sakinlediğini fark et.

* Azat etmeye niyetliyim. Serbest bırakıyorum. Tüm gerginliği serbest bırakıyorum. Korkuyu, öfkeyi, acıyı ve üzüntüyü serbest bırakıyorum. Eski kısıtlamaları ve inançları azat ediyorum. Kendimle barışığım. Hayatın süreçleri ile barışığım. Güvendeyim.

5. gün : Öz-saygınızı inşa etmek

Öz-saygı; isminden de anlaşılacağı üzere kendimize saygı göstermemiz anlamını taşır. Kendimize saygı göstermek için harika sebeplerimiz var. Mesela, bedenimiz. Her sabah bizi uyandıran bir bedene sahibiz. En son ne zaman kendisine sırf bu nedenle teşekkür ettik? Hadi edelim o zaman!

*Kendimi seviyor ve onaylıyorum.

Bedenime teşekkür ediyorum.

6. gün : İçsel enerjinizi serbest bırakmak

Gün içinde en çok yargıladığınız kişi kim diye sorsam, cevabınız ne olurdu? Siz mi? O zaman hadi artık bundan vazgeçmeyi deneyelim. Bunca zaman kimseyi yargılamadığımız kadar sert şekilde, en çok kendimizi yargıladık. Ve elimize hiçbir şey geçmedi. Bir de yargılamamayı seçelim, bakalım faydası olacak mı?

* Seni seviyorum. Seni seviyorum ve elinden gelenin en iyisini yaptığının farkındayım. Sen, olduğun gibi zaten kusursuzsun. Seni onaylıyorum.

Bu sırada hemen iç ses konuşmaya başlayabilir ve bu çok normal. Devam edin, o sesi susturmaya değil, anlaşma yoluna gitmeyi seçin. Bu olumlamaya karşılık, zihninizde negatif bir düşünce belirdiğinde (ya da iç sesin sizden daha yüksek olduğunu fark ettiğinizde) şunu söyleyin : ‘Seni anlıyorum, korkmana gerek yok, her şey yolunda’

7. gün : Kendinizi sevmek

İlk hafta bugün bitiyor. Ve neler öğrendiğimizin bir değerlendirmesi niteliğindeki bugünün olumlamaları;

*Seni seviyorum. Seni gerçekten seviyorum. Ve ayna çalışmanı yaptığın için seninle gurur duyuyorum.

Evet, işte tam da böyle. Güne harika başlamak için, dünyaya daha güzel gözlerle bakabilmek için, bir ağacın, bir çiçeğin güzelliğini fark edebilmek için.. Bu çalışmayı her birey kendine borçlu.

Koca 21 gün.. Her gün buna vakit ayırmam çok zor.. İşe zor yetişiyorum.. Çok yoğunum.. gibi sesler geliyorsa zihnine, onları söyleyen sen değilsin, bil isterim. O değişime direnç gösteren tarafın. Neden bu direnç? Çünkü korkuyor, onun için şu an sahip olduğun alan en iyisi, ona göre en iyisi. Ama sen şu an bulunduğun durumdan memnun değilsen ve çözüm arıyorsan, seçim zamanı ‘gerçek’ ‘SEN’in.

Louise L. Hay; müthiş enerji verici olumlama cümlelerin için teşekkür ederim.

Sevgiler.

Kişisel Gelişim kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın